Psikiyatri - Psikoloji Yazılarım


YALNIZLIK GİRDABINDA BOĞULMAK

Yaşamın gittikçe dikleşen yokuşunu tırmanmaktan bitap düşmüş en yakınlarımızdan duyduğumuz, "başımı alıpta dağlara mı gitsem" serzenişini, gün geçtikçe daha çok duyar olduk.

Gittikçe zorlaşan yaşam koşullarının, metropol hayatının neden olduğu yalnızlık duygusu ile birleşmesi, yaşamı, her geçen gün biraz daha çekilmez kılıyor. Çoşkun akan yaşam ırmağına karşı kulaç atmak zorunda kalan insan, bir noktadan sonra farkında olmadan, sıradanlaşan yaşamın kendisi için bir anlam ifade etmediğini hissetmeye başlıyor. Zorlaşan yaşamın her geçen gün insanı biraz daha bencil olmaya zorlaması, yani gittikçe daha çok kendisini düşünmek zorunda bırakması, cemiyetle olan bağlarının zayıflanmasına ve daha da çok yalnızlaşmasına yol açıyor.

Özelliklede, çocuklukları Anadolu'nun yoğun insani değerleri ve manevi iklimi ile yoğrulmuş olan ebeveyenler ile, Ankara ve İstanbul gibi metropollerde doğup ta, bireyselliğin ağır bastığı kültürle yetişen, ona göre de davranan çocukları arasındaki duygusal çatışmalar, ne yazık ki aile ve cemiyet olmanın anlamını, her geçen gün biraz daha erezyona uğratıyor. Metropol yaşamı insanları o kadar çok zorlamaya başlamıştırki, kendi yaşamı dışında başka hiçbir şeyi düşünemez duruma gelmiş olan insan, yıllardır aynı apartmanda, hatta aynı katta oturduğu komşusunu bile, tanıyamaz olmuştur. Gerek aile içi gerekse cemiyetle olan bağların zayıflaması, insanın her geçen gün biraz daha yalnızlaşmasına yol açmaktadır. Bu yalınız yaşam biçimi aynı zamanda da, kendisiyle birlikte, yalnızlık duygusunu da getirmektedir. Bu duygu zaman zaman öylesine bir hal alıyor ki! bir girdaba dönüşüp, önüne gelen insanları sonsuz derinliğinin bilinmezliğine doğruda çekip götürüyor.

Duygusal bağları zayıflamış ve yaşamı mekanikleşmiş olan insanın, içi boşalmış, ruhsuz ve coşkusuz bir yaşamdan keyif alamaması ise, yalnızlık duygusunun, gün geçtikçe, tüm benliğini iyiden iyiye sarmasına yol açıyor.

Bir süre sonra da ortaya çıkan ciddi sağlık sorunları bu durumun bir kat daha karmaşıklaşmasına kapı aralıyor.

Bu zorlukların içerisinde, sorunlarını çözmede kendini yetersiz hisseden insanı bekleyen başka bir tehlikede depresyondur. Bu çökkün ruh hali içerisine giren insan, hayatın artık taşınamayacak bir yük olduğunu, onun kendisine pek bir anlam ifade etmediğini, kimsenin kendisini anlamadığını ve her şeyin gün geçtikçe daha da kötüye gittiğini düşünmeye başlayarak, dünyaya siyah bir gözlükle bakmaya başlıyor. Bazen bu düşünce olumsuza doğru öylesine bir hızla gelişiyor ki! Artık yaşamasının bir anlamı kalmadığına inanıyor. İşte bu noktaya kadar gelmiş olan ruh hali de sonunda intiharlara kadar gidebilen davranışlara yol açıyor.

İşte, modern yaşamın getirdiği bu zorlanmalarla başa çıkabilmek için, bizi biz yapan, daha doğrusu bize insan olmak onurunu yaşatan ailemiz ve cemiyetle, aramızda olması gereken bağlarımızı, varsa güçlendirmeli, yoksa da yeni baştan tesis etmenin yollarını bulmalıyız. Özdemir Asaf'a ait olupta Kulağa hoş gelen, "yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılırsa yalınızlık olmaz" dizelerinin aksine, yalnızlığın paylaşılabileceğini ,daha da doğrusu, paylaşmanın yalnızlığı önleyeceğinin bilincinde olarak, şu üç günlük dünyanın gittikçe tatsızlaşan halini, az da olsa tersine çevirebiliriz. Aksi taktirde Televizyon ve internetin başından kalkamayarak anne ve babasının dahi farkında olamayan, yalnızlık girdabına kapılmış insanlar olarak, sonunda alıp ta başımızı dağlara doğru gitmek zorunda kalabiliriz.

GÜNÜN SÖZÜ: RUHUNU KAYBEDEN DÜNYAYI KAZANSA NE ÇIKAR. - VİCTOR HUGO